Günümüzde teknolojinin biçimlendirdiği, dayattığı koşulların egemen olduğu yaşamları yaşarken düşünme yetimizi neredeyse yitirdik. Bunu sıradan bir düşünme eylemi için söylemiyorum. Düşünme eyleminin çıktısı bir düşünce, bir davranış olarak kendini gösterir.
Bu kadar dayatma ve koşullanmanın içinde düşünce ve davranışlarımızın özgün olduğunu söyleyebilir miyiz?
Doğu felsefesinin temeli, düşünce ötesine nasıl geçileceği üzerinedir. Düşünce ötesi, insanın düşüncenin sınırlarından ve koşullanmalardan bağımsız olarak erişebileceği daha derin bir bilinç durumudur. Bireyin kendi koşullanmalarının ötesine geçtiği ve sınırlamalardan kurtulduğu bu bilinç durumu onu varlığın kaynağı olan sınırsız ve özgün zihne kavuşturur. Kişi bu bilinç düzeyinde daha geniş ve derin bir algıya ulaşır.
Bu yazıda, beynin koşullanmalarını, zihnin bu sınırlı yapının ötesine geçme potansiyelini ve insanın kendi sınırlarını nasıl fark edebileceğini inceleyeceğiz.
Başlıklar
Günümüz Zihninin Kökeni: Sınırlı ve Koşullanmış Zihnin Doğası
Sınırlı ve koşullu zihnin kökeni, bireyin yaşamı boyunca edindiği deneyimler, koşullanmalar ve sosyal etkileşimlerdir. Aşağıdaki ögelerle belirlenir:
- Geçmiş Deneyimler: Birey, doğumundan başlayarak çevresinden, ailesinden ve toplumun yapısından edindiği deneyimlerle koşullanır. Bu deneyimler bireyin düşünce ve davranışlarını biçimlendirir.
- Kültürel ve Toplumsal Koşullar: Her birey yaşadığı toplumun normlarına, değerlerine ve inançlarına maruz kalır. Bu koşullar, bireyin düşüncelerinin ve algılarının nasıl biçimleneceğini etkiler.
- Eğitim ve Öğrenim: Eğitim süreci, bireyin düşünce yapısını ve zihinsel kalıplarını oluşturur. Okul, aile ve sosyal çevre bireyin bilgi birikimini ve bakış açısını etkiler.
- Koşullanma: Birey yaşadığı olaylar ve toplum aracılığıyla kendisine öğretilen değerlerle koşullandırılır. Bu koşullanma zihnin belirli kalıplara hapsolmasına neden olur.
- Ön yargılar: Bireyde, sosyal ve kültürel koşullamalar sonucunda belirli gruplar ya da durumlar üzerine önceden oluşmuş genellikle olumsuz düşünceler var olabilir. Bu ön yargılar bireyin zihninin dar kalıplara sıkışmasına neden olur.
Sınırlı ve koşullu zihnin doğası bireyin düşüncelerinin, algılarının ve duygularının belirli kalıplara bağlı olduğu bir durumu anlatır. Bu doğa şöyle tanımlanabilir:
- Düşüncelerin Sınırlılığı: Sınırlı zihin geçmiş deneyimlere dayalı düşüncelerle çalışır. Bu düşünceler bireyin algısını sınırlayarak yeni ve özgün düşüncelerin ortaya çıkmasını engeller.
- Koşullamalara Dayanma: Zihin toplumsal, kültürel ve bireysel koşullamalara göre davranır. Bu koşullar bireyin düşünce kalıplarını ve tepki biçimlerini belirler.
- Bellek ve Geçmişin Etkisi: Sınırlı zihin, bellekle biçimlenir. Bireyin geçmişteki deneyimleri var olan düşüncelerini ve duygularını etkiler. Bu durum bireyin yeni deneyimlere açık olmasını engeller.
- Ego ve Benmerkezcilik: Sınırlı zihin egonun etkisi altındadır. Ego bireyin kendini merkezleyen biçimde algılamasına ve sürekli olarak kişisel arzuların peşinden koşmasına yol açar. Bu durum bireyin daha geniş bir açıdan bakabilmesini zorlaştırır.
- Korku ve Güvenlik Arayışı: Sınırlı zihin bilinmeyenden korkarak tanıdık olanı yeğler. Bu güvenlik arayışı bireyin zihnini belirli kalıplar içinde hapseder ve yeniliğe kapalı duruma getirir.
Beyin ve Zihnin Bağlantısı: Koşullanmış Düşüncenin Etkisi
Beyin bilgi ve düşünceleri işler; geçmiş deneyimlere, belleğe ve koşullanmaya dayalı olarak çalışır. Ancak bu işleyiş sınırlıdır. Beyin; toplum, aile, kültür gibi dış etkenlerle koşullandığında bu koşullanmalar bireyin düşünce, tepki ve davranışlarını belirler. Bu koşullanmalar beynin sınırlı işleyişini oluşturur.
Düşünce bellekte depolanan bilgilerin işlenmesiyle ortaya çıkar. Beyin geçmiş deneyimleri ve öğrenilen bilgileri kullanarak gelecekteki olaylar üzerine düşünceler üretir.
Zihin bu sınırlı yapının ötesine geçebilir. Bunun için gücü vardır. Zihin bu gücü kullanarak daha geniş ve derin bir farkındalık alanına ulaşabilir ve özgürleşebilir.
Kendi Sınırlılığını Anlamak: Koşulların Ötesinde Özgürleşmek
Bir çocuk ilk kez konuşmaya başladığında aynı sözcüğü pek çok kez yineler. Birçok konuyla ilgili soru sorar. Alacağı yanıtlar onu ilgilendirmez. Bir çocuk yalnızca -basitçe- soru sorar. Merakla ve tüm coşkularıyla soru sorar.
Çocukluktan başlayarak aldığımız eğitim bize zihnimizi nasıl kullanacağımızı öğretir. Sürekli ona nasıl çalışacağı öğretilir. Sürekli bilgiyle, düşünceyle yüklenir. O da sürekli konuşur durur. Ancak, zihni nasıl susturacağımız ve nasıl rahatlayacağımız öğretilmez.
Yazarın Notu: Bu konuda daha çok derinleşmek için bakınız: Çağın Sorunu (Sorusu) Zihin Neden Hiç Susmaz?
Algının olduğu yerde aldanma da vardır.
– Pracna Paramita
Zihnin, saf ve koşullanmamış bir algılama yeteneği vardır. Ancak koşullamalar ve geçmiş deneyimler algılama sürecini etkileyebilir ve sınırlayabilir. Zihin, koşullanmalar ve düşünce kalıplarından arındığında nesneleri, olayları ve duyguları doğrudan ve net bir biçimde algılayabilir. Bu saf algı durumu kişinin dünyayı olduğu gibi, bozulmadan görmesini sağlar. Zihin ile olay arasındaki algı ne kadar saf olursa doğrudan algı ile gerçek bir farkındalıkla bir içgörü oluşabilir.
Zihnin böyle büyük bir gücü varsa, neden bunu kullanmıyor?
Açıkça söylemek isterim, insan böyle bir zihinle doğmaz. Doğumundan başlayarak toplum, aile, kültür ve eğitim yoluyla koşullandırılır. Kişi koşullanmalarının farkına varmadığı, bu döngüden çıkamadığı sürece zihnin özgürleşmesi zor olacaktır.
Gerçek Zihin Var mı? Sınırlı Zihin Üzerine Bir Sorgulama
Gerçek anlamda zihin; yaradılıştan gelen sınırlı koşullamalar ve düşüncelerden bağımsız, saf ve yüksek bir farkındalık durumudur. Günümüzün insan yapımı sınırlı ve koşullu zihnin karşında, yaradılıştan gelen sınırsız ve özgün zihin bu bağlamda “gerçek zihin”dir.

1. Bilinç: Gerçek zihin içsel bir bilinç ve sezgi kaynağıdır. Bu bilinç bireyin koşullanmaların ve düşüncelerin ötesine geçmesini sağlayan bir anlayış sağlar.
2. Farkındalık: Gerçek zihin zamandan ve düşünce sınırlarından bağımsız bir farkındalıktır. Bu özgürlük bireyin şimdiyi olduğu gibi yaşamasına ve deneyimlemesine olanak tanır.
3. Sezgi: Gerçek zihin, koşullanmalarla sınırlı düşüncenin ötesine geçen sezgisel bir anlayıştır. Sezgi bireyin derin bir içgörü ile davranmasını sağlar ve düşünce süreçlerinden bağımsız olarak gerçekleşir.
4. Bağlantı ve Bütünlük: Gerçek zihin tüm varlıklarla olan bağlantıyı hisseder. Bu, bireyin kendini evrensel bir bilinçle birleştirmesine yardımcı olur.
Sonsöz
Sınırlı ve koşullu günümüz zihni bireyin geçmiş deneyimleri, kültürel koşullar, eğitim ve koşullanmalarla biçimlenir. Düşüncelerin sınırlılığı, koşullamalara dayanma, bellek etkisi, ego ve benmerkezcilik, korku ve güvenlik arayışı gibi ögelerle belirlenir. Ön yargılar bu zihin yapısının bir parçası olarak bireyin düşünce kalıplarını ve algılarını etkiler. Sınırlı zihin bireyin özgürleşmesini ve gücünü gerçekleştirmesini engeller.
Gerçek zihin sınırlı koşullamalardan, düşüncelerden ve bellekten bağımsız, saf ve yüksek bir farkındalık ve içsel bir bilinç durumudur. Gerçek zihin bireyin gücünü ortaya çıkarmasına ve derin bir anlayışa ulaşmasına olanak tanır. Bu zihin içsel özgürlüğü, sezgiyi ve bütünlük duygusunu barındırır.
Bu sınırsız ve özgün zihin bireyin kendini ve evreni daha derin bir anlayışla kavrayabilmesine yardımcı olan gerçek bir varoluş durumudur.



Yorumunuzu paylaşın