Çocukluktan başlayarak aldığımız eğitim bize zihnimizi nasıl kullanacağımızı öğretir. Sürekli ona nasıl çalışacağı öğretilir. Sürekli bilgiyle, düşünceyle yüklenir.
Bu konuda sosyal medyada da -özellikle etkin olarak kullandığım LinkedIn’de- “Nasıl düşüneceğimizi” anlatan infografikli paylaşımlar yapılıyor.
Sizce bunlar işe yarıyor mu?
Bana göre moda kavramları, -etkili ve anlaşılır olsun diye- yine moda olan yöntemlerle anlatmaya çalışırken yaptığımız, içerik üretmekten öteye -pek- gitmiyor.
Çünkü düşünmek bir plan ve strateji ile kurgulanabilen bir eylem değil. Bu tür içsel konuşmaları günlük yaşantımızda yapmıyoruz:
“Şimdi stratejik düşünmeliyim.”
“Eleştirel düşünmek için en uygun zaman.”
Bunlar düşünme sürecini oluşturan adımlar değil. Sistem daha otomatik ve mekanik ilerliyor. İçsel konuşmaları kavramlar üzerinden yapmıyoruz. Düşünürken içinde bulunduğumuz duruma göre istediğimiz sonucu elde etmeye çalışıyoruz. Düşünme eylemini bir sonuç için kurguluyoruz.
Bu yüzden; uygulamada “Nasıl düşüneceğimizi” anlatan bilgi dolu kaynaklar yeterli olmuyor. Farkındalık yaratmak için belki; ancak gerçek farkındalık “Nasıl düşündüğümüzü” anlamakla başlıyor. Şimdi, düşünmenin anatomisini inceleyelim.
Düşünme Üzerine Düşünmek
“Düşünme üzerine düşünmek”, nasıl düşündüğümüzü anlamak için önemlidir.
Düşünme sürecinin anlaşılması;
- İlişkilerimiz
- Davranışlarımız
- İnançlarımız
- Konuşma biçimimiz
- Çevremizdekilere davranış biçimimiz
içinde kendimizi gözlemleyerek gerçekleşir.
Derinlemesine baktığımızda bunların zihnimizde belirli değerlendirmeler, karşılaştırmalar, koşullanmalar yarattığını açıkça görebiliriz. Bunlar yargı, karar, kanı olarak bellekte yerini alır. Zihnin bellekteki bu yerleşik kalıplara uygun olarak gösterdiği tepki “Düşünme”dir.
İşte, zihin bütün bu sürecin ayırdına varabilirse dinginleşir. Düşünce dinginleşir. Bu dinginlik içinde gerçeklik ortaya çıkar. Buna “Farkındalık” da diyebiliriz.
Bu farkındalık düzeyi biz farkında bile olmadan sözünü ettiğim “Nasıl düşüneceğimiz” konusunda bize yol gösteriyor. Sanırım, bunu en iyi bu yazının yazım sürecinde içinde bulunduğum zihinsel durumu analiz ederek gösterebilirim:
- Önce zihnimi sınırlayan kalıpların ötesine geçip konuyu derinlemesine düşündüm. (Derin düşünme)
- Sonra karşıt görüşleri açık bir zihinle sorguladım. (Eleştirel düşünme)
- Her şeyin birbirine bağlı olduğunu hatırlayıp sistemi bütünlüğüyle ele aldım. (Sistemsel düşünme)
- Ve farklı bakış açılarını yan yana getirerek stratejik düşünmenin nasıl biçimlendiğini gördüm. (Stratejik düşünme)
Ancak bu bir yöntemi “oldurmak” için değil, düşünme biçimlerinin iç içe geçerek nasıl işlediğini görünür kılmak için doğal yollarla yapıldı. Peki bu nasıl oldu?
Nasıl Düşüneceğiz?
Buraya kadar nasıl düşündüğümüzü gözlemledik. Düşünme süreci otomatik ve düşünce bir tepki olduğuna göre akla şu geliyor: Düşünmek ve düşünce kendiliğinden oluyor. Ancak burada eylemsel kendiliğindenlikten söz ediyorum. Düşünme eylemi kendiliğinden oluyor. Düşünme; yargı, karar ve kanılar, karşılaştırmalar, koşullanmalarla örülü bir ağ gibi işliyor. Düşünce, bu ağın bir ürünü olarak oluşuyor.
Demek istediğim, eylemin kendisi kendiliğinden oluyor; ancak düşünce öyle değil. Çünkü, düşünce bu ağın sınırları içinde sıkışıp kalıyor. Zihnin bu sınırlar içinde ürettiği düşünceler bu ağın ürünü. Hep geçmişe, kalıplara dayalı olduğundan yeni ve özgün düşünceler ortaya çıkamıyor.
Düşünmenin en katışıksız biçimde kendiliğinden olması bu ağdan kendini kurtarmasıyla olur: Tüm yargı, karar ve kanılardan bağımsız düşünmek. Çünkü bunlar, zihnin doğal yolla çalışmasına müdahale eder. Zihin, müdahale edilmeden çalıştığında daha duru olur, daha sezgisel işler. Karmaşık sorunları daha bütünsel biçimde kavrar.
Zihnin doğal düzenine saygı gösterdiğimizde düşünce kendiliğinden gelişir; arada aracı olmadan en doğal, özgür ve özgün düşünce böyle gelişir.
Düşünme Biçimleri: Bilgi Yükünden Doğal Zihne
Piyasada sıklıkla karşılaştığımız metodolojiler ve zihinsel kalıplar ile zihnin doğal işleyişi arasındaki farkı kavramak, bu farkındalığı derinleştirir:
| Boyut | Formülle Düşünme (Nasıl Düşünmeli?) | Özgün Farkındalık (Nasıl Düşünüyoruz?) |
|---|---|---|
| Kaynak | Dışsal bilgi, hazır infografikler, şablonlar | İçsel gözlem, anlık farkındalık, bellek analizi |
| Mekanizma | Zorlama adımlar ve kavramsal stratejiler | Zihnin koşullanmalarını fark ederek durulması |
| Sonuç | Eski kalıpların tekrarı, kopyalanmış fikirler | Özgün, sezgisel ve bütünsel kavrayış |
Peki, günün karmaşası içinde bu mekanik ağın dışına nasıl çıkabiliriz? Formülleri bir kenara bırakıp zihnin doğal akışını izlemek için karmaşık tekniklere ihtiyacımız yok. Yalnızca durmak ve tepki vermeden önce o aralığı fark etmek yeterli.
Bir kararla, sorunla ya da ilişkiyle karşı karşıya kaldığınızda kendinize alan açmak için şu soruları sorabilirsiniz:
“Şu an ürettiğim düşünce, durumun kendisine mi ait, yoksa geçmişteki bir yargımın otomatik tepkisi mi?”
“Zihnim bir yöntem mi uygulamaya çalışıyor, yoksa olanı olduğu gibi mi gözlemliyor?”
Zihin, arkasındaki bu otomatik sürücüyü fark ettiği anda zorlama stratejilere ihtiyaç duymadan kendi doğal dengesini ve berraklığını bulur.
Zihnin İşleyiş Anatomisi
Düşünmek, dışarıdan öğrenilen stratejik formüller veya infografik adımlarla kurgulanan mekanik bir eylem değildir. Düşünce; geçmiş yargılar, koşullanmalar ve bellek kalıplarının otomatik bir tepkisidir. Gerçek zihinsel esneklik ve özgünlük, “nasıl düşünmemiz gerektiğini” zorlayarak değil; zihnin “nasıl düşündüğünü” yargısızca gözlemleyerek mümkündür. Zihin kendi mekanik kalıplarının ayırdına vardığında dinginleşir; bu dinginlikten özgür, bütünsel ve sezgisel düşünce doğar.
Son Söz
Nasıl düşündüğümüzü kavrayınca, nasıl düşüneceğimizi doğal olarak buluyoruz.
İlginç değil mi?



Yorum Yapın