Kendi yaşamımızın en yakın tanığı, bazen de en büyük eleştirmeni olduğumuz bir gerçek. Hiç düşündünüz mü, kendinizle olan ilişkiniz yaşamınızı nasıl biçimlendiriyor? Mutlu, huzurlu ve anlam dolu bir yaşamın temeli başkalarına değil, öncelikle kendimize karşı tutumumuzla ilgilidir.
Kendinizle iyi geçinmek daha mutlu ve anlamlı bir yaşamın kilit noktasıdır. Bu yazıda kendinizle uyum içinde olmanın önemini ve içsel çatışmalarınızı çözmek için uygulayabileceğiniz 3 temel kuralı keşfedeceksiniz.
Başlıklar
Kendinizle Neden İyi Geçinmelisiniz?
Kendinizle neden iyi geçinmelisiniz sorusunun yanıtı çok da zor değil. Yanıt, sorunun içinde bulunuyor. En yalın biçimiyle “İyi olmak için” yanıtını verebilirim. Mutlu olmak için, iyi hissetmek için, yaşama olumlu bakmak için, iyi yaşamak için…
Küçük yaşlardan başlayarak büyüklerimizden başkalarıyla olan ilişkilerimizin hep “iyi” olması yönünde öğütler duyduk. “Kardeşlerinle iyi geçinmelisin.”, “Arkadaşlarınla iyi geçin.” gibi. Bunlar arasında -kendimi de katarak söylüyorum-, kimsenin kendisiyle iyi geçinmesi üzerine bir öğüt ya da söz duymadım.
Neden?
Böylesinin “olması gereken” olduğu üzerine kurulmuş bir dünya var. Aileden başlayıp eğitim sistemini de içine alan ve yaşam boyu süren bir yapı bu. Hep dışarıya göre biçimlenmeye çalışan insanoğlu…
Oysa, başkalarıyla iyi geçinmenin yolu kendimizden geçiyor. Daha doğrusu; yol kendimizle başlıyor, dışarıya bağlanıyor.
Yolun içimizde olan bölümünün doğası önemli. Bu; yemyeşil ağaçlar, renkli çiçekler, masmavi gökyüzü, pırıl pırıl parlayan güneşli bir yol olabilir. Çorak toprak, puslu hava, bulutlu bir gökyüzü, yüzünü bir türlü gösteremeyen, -varlığını bile unuttuğumuz- güneşten yoksun bir yol da olabilir. Bu yollardan hangisini kullanarak dışarıya bağlanıyorsanız, onun ruh durumunu yansıtırsınız.

Şimdi, gözlerinizi kapatın ve bu iki yolu yürüdüğünüzü düşünün. Kendinizi hangi yolda yürürken iyi hissediyorsunuz? Karşıt seçenekleri zihnimizde canlandırmak zorlu kararlar almamız gereken durumlarda bize yardımcı olan güçlü ve etkili bir yöntemdir.
Dış dünya bizi bu kadar etkilerken içimizdeki yolun doğasını iyileştirebilir miyiz?
Bu tümüyle bize bağlı. İçimizdeki yolun doğasına derinlemesine bakmak önündeki engelleri görmemizi ve engelleri anlamamızı sağlar.
Çatışma: Kendinizle İyi Geçinmenin Önündeki Engel
İnsanoğlu çağdaşlık, gelişme adı altında sunulan bir yaşamla birlikte değerlerini yitirdi, anlamı olmayan şeylerde anlam bulmaya çalışıyor.
Sürekli bir şey olmaya, farklı birine dönüşmeye, aslında olmadığımız birini oynamaya çalışıyoruz. Sonuç almak, başarılı olmak ya da isteklerimizi gerçekleştirmek gibi etkinliklerle bir anlam arıyoruz.
İlişkilerimiz, bir şeyler elde etme hedefi üzerine kuruluyor. Guru, lider diye bize dayatılan -önemli, en …- kişilerin peşinden gidiyoruz.
Sonuç olarak, bir matruşka bebek gibi her katmana ulaştıkça, “Bunu da açmalıyım.” duygusuyla hep daha iyiye ulaşma yanılsaması içinde etkinliklerimizi sürdürüyoruz.
Bunun adı çatışmadır.
Olmayanı Değil Olanı Görmek: Gerçeğe Dönüş
Önce kendimizle, dolayısıyla dış dünyayla çatışıyoruz. Çatışmak için fiziksel güç gerekmez; farkında olmadan, zihinsel gücümüz bu işi başarıyor.
Çatışma, gerçekte ‘olan’ı görme ve anlama yeteneğimizin eksikliği nedeniyle ortaya çıkar. Olanı görmezden geldiğimiz onun yerine, gerçekte “Olmayan” -olması gereken- yarattığımız için çatışma var. Olanı görmez ve olmayan bir şey yaratırsanız gerçeği kaçırırsınız.
Bir konuyu ele alırken geçmiş deneyimleri, birilerinin sözlerini, gelenekleri, inançları kullanırız. Tüm bunlar konuya yaklaşımımızı etkiler. Ön yargılar, sonucun daha baştan ne olacağına karar vermemize yol açar.
Geçmişteki deneyimlerimize saplandığımızda gerçeği olduğu gibi görme yetimiz ortadan kalkar. Sorunlara aynı kalıplarla yanıt vermeyi sürdürmek sorunu ortadan kaldırmaz.
Doğar doğmaz birbirimizle yarışmak zorunda kaldığımız bir yaşam sürüyoruz. Bir başkasına bakıp kendimizi ona göre biçimlendiriyoruz. Başarı ölçümüz o, bu, şu.
Bunu açıklamak için kıskançlığın güzel bir örnek olduğunu düşünüyorum. Kıskançlığın karşıtı olan duygu kıskanç olmamaktır. Olan; kıskançlık, olmayan; kıskanç olmamaktır. İşte böyle bir karşıtlık, böyle bir ikilik sorun yaratır.
Önemli olan, kişinin kıskançlığın ne olduğunu bilmesi ve onu yenmeye çalışması değil. Yaratılan bu karşıtlığın sorunları ve çatışmayı büyüttüğünü görmemiz gerekiyor. Kişi yaşam boyu sürecek bir yarışın kazananı olmak için koşullandırılıyor.
Kıskançlık duygusu, yarışın yalnızca bir parçası. Bu yarışın zarar verdiğini görmek ve yenmeye çalışmakla belki bir ömür tüketebilirsiniz.
Olmayanla bu kadar uğraşırken olanı nasıl görebilirsiniz?
Kendinizle iyi geçinmenin temeli çatışmayı büyütmek, bastırmaya çalışmak değil çatışmayı doğuran nedenlere derinlemesine bakmak, onları olduğu gibi görmekte yatar.
Kendinizle İyi Geçinmenin 3 Altın Kuralı
Kendi içsel yolculuğumuzda ön yargılarımızı, koşullanmalarımızı ve dış dünyanın bize dayattığı kalıpları görmek kendimizle iyi geçinmenin ilk adımıdır. İşte bu uyumu sağlamak için izleyeceğiniz üç temel kural:
1. Olanı Olduğu Gibi Görmek
Başkalarının sizin üzerinizde yarattığı etkiler, geçmiş deneyimlerden gelen korkular ya da toplumun “olması gereken” olarak dayattığı kalıplar, gerçeği görmenizi engelleyebilir. Olanı olduğu gibi görebilmek için;
- Ön yargılarınızı sorgulayın: İç sesinizden gelen yargılar gerçekten sizinle mi ilgili, yoksa başkalarından duyduklarınız mı?
- Kendi gerçekliğinizi keşfedin: İçinizdeki doğayı, içsel ihtiyaçlarınızı anlamaya çalışın.
Unutmayın, olanı görmeden, onu anlamadan değişim başlatılamaz. Bu farkındalık, çatışmaları çözmenin anahtardır.
2. Kendinizle Yarışmayı Bırakın
Toplumun başarı ve mutluluk ölçütleri genellikle başkalarını geçmek üzerine kurulu bir anlayıştan beslenir. Bu anlayışla yarışa girmek kendinizle çatışmanızın temel nedenlerinden biridir.
- Kendi değerlerinizi belirleyin: Başkalarının ölçütlerini bir yana bırakın ve sizin için neyin gerçekten önemli olduğunu tanımlayın.
- Olduğunuz durumu kabul edin: Kusurlarınız ve eksiklerinizle var olmak daha iyi bir “kendi”ye ulaşma çabasından çok daha huzur vericidir. Kendinizi kabullenmek, barışın başlangıcıdır.
3. İçsel Yolculuğunuzu Sevgiyle İnşa Edin
Kendi içsel yolculuğunuzu sevgi, şefkat ve anlayışla inşa etmek hem kendinizle hem de dış dünyayla sağlıklı bir bağ kurmanızı sağlar.
- Kendi yolculuğunuzu sahiplenin: Bu sizin yolculuğunuz. Başkalarının beklentilerinden bağımsız bir biçimde kendi iç sesinizi dinleyerek yol alın.
- Doğal halinizi kucaklayın: Kendinizi başkalarıyla kıyaslamadan kendiniz olmanın özgürlüğünü keşfedin. Sevgiyle kurulan bir iç dünya dış dünyaya da yansır.
Bu üç altın kural yalnızca kendinizle olan ilişkinizi değil, dış dünya ile kurduğunuz bağı da dönüştürme potansiyeline sahiptir. Kendinizle iyi geçinmek yaşamın her alanında daha anlamlı ve huzurlu bir varoluşun kapısını aralar.
Kendi yolculuğunuzu sevgiyle inşa etmeye başlayın:



Yorumunuzu paylaşın