Bilgelik arayan genç bir öğrenci ünlü bir bilgeyi bulmak için kilometrelerce yol gitmiş. Sonunda onu bulunca yaşamdaki ana amacının, ülkedeki en bilge insan olmak olduğunu söylemiş. Bu yüzden en iyi öğretmene ihtiyacı varmış. Gencin hevesini gören bilge bildiklerini onunla paylaşmayı kabul etmiş ve onu kanatlarının altına almış.
“Aydınlanmaya ulaşmam ne kadar sürer?” diye sormuş öğrenci hemen. “En az 5 yıl.” diye yanıtlamış bilge. “Bu çok uzun bir süre. 5 yıl bekleyemem! Ya diğer öğrencilerinizin iki katı çalışırsam?” demiş. “10 yıl.” yanıtını almış.
“10 yıl! Peki, o zaman ya gece gündüz kendimi tamamen vererek çalışırsam? O zaman hep hayal ettiğim gibi bir bilge kişi olmam ne kadar sürer?” “15 yıl.” diye yanıtlamış bilge. Öğrenci büyük bir düş kırıklığına uğramış.
“Nasıl oluyor da hedefime ulaşmak için daha çok çalışacağımı söylediğim her sefer bana bunun daha uzun süreceğini söylüyorsun?” diye sormuş.
“Bunun yanıtı açık.” demiş bilge. “Bir gözün ödüle odaklanınca amacına odaklanacak tek gözün kalıyor.”
Hikayelerden esinlendiğimiz kadar onlardan çıkardığımız açık, anlamlı ve vurucu mesajları uygulamak da önemlidir. Yoksa, mesaj kullanılmadığı sürece güzel ve hoş bir hikaye olarak zihnimizin derinliklerinde kaybolup gidecektir. Öyleyse, şu deneyi yapalım.
Değerli Bir Amaçla Başkalarına Hizmet Etmek
Tek gözle iyi görebilir ve yürüyebilir misiniz?
Şimdi, bulunduğunuz yerden uzakta bir yer belirleyin. Tek gözünüzü kapatın ve yürümeye başlayın. Belki belirlediğiniz yere ulaşabilirsiniz. Tek gözle o noktaya ulaşmaya çalışırken başınız dönebilir, tökezleyebilirsiniz. O yere ulaşmaya odaklandığınız için önünüzde duran cismi göremeyebilir, takılıp düşebilirsiniz.
Hedefiniz, o noktaya ulaşmaktı ve ulaştınız.
Öğrenci, bilge olmayı çok istemiş, bu uğurda yollara düşmüş, bilgeye ulaşmak için çok çaba harcamıştır. Ve bilgeye sorduğu ilk soru: “Ne zaman bilge olurum?” olmuştur. Bu öğrenci yola çıkmadan önce kendine şu soruyu sormalıydı:
Neden bilge olmak istiyorum?
Bir şeyin nedenini tümüyle bilmeden, düşünmeden, kendinize doğru şekilde açıklayamadan yola çıkarsanız, odağı hedefe ulaştığınızda alacağınız “ödüle” kilitlemiş olursunuz.
Öğrenci, hedefine ulaştığında insanlara verebileceklerine değil, alacağı “bilge” ünvanına odaklanmıştır. Bilgelik, onun için hedefti ve bütüne hizmet etme amacı yoktu.
İş ya da genel yaşamda çokça gördüğümüz türden bir tutumdur bu. “Amaç” odaklı yaşam şeklini benimsemek, soru şu olursa zor değil:
Nasıl hizmet edebilirim?
Bu soru, karşılıklı katkıyı büyütecek nedenleri, olumlu sonuçlar elde edecek şekilde geliştiren tutumları belirler.
Kurumları ve toplulukları oluşturan insanların “değerli bir amaç” uğruna çalışması -bu bakış açısına ulaşması- tümüyle bir dönüşüm gerektiriyor. Bu bir “zihinsel dönüşümdür.”
Zor olan, bunu bilmek ve anlamak değil, bu zihinsel dönüşüme istekli olmaktır. Bunu başarmanın sağlayacağı bütüncül esenliği görmek gerekiyor. Bu bireysel ve kolektif katkı, tıpkı bir alışveriş gibidir. Almak, vermeyi gerektirir.
Çünkü; “Sana gül veren elde biraz çiçek kokusu mutlaka kalır.”



Yorumunuzu paylaşın