Beyin (Neden) Güvende Olmak İster

Beyin (Neden) Güvende Olmak İster

Tarih boyunca insan bir düşünceye ve ideolojiye tutunma, birini lider, bilirkişi, guru belleyip peşinden gitme eğiliminde olmuştur. Bu onun güvenli alan yaratma çabasıdır.

Herhangi bir eleştiri, yeni ve karşıt düşünce ile karşılaştığında hemen kalkanlar kalkar ve savunma başlar. Güvenli alana saldırı vardır.

Gerçekte burada bir ayrım yapılmaktadır. Ben ve diğerleri, ben ve benden olmayan gibi. Bu bir korkudur, korunma tepkesidir. O güne kadar tutunduğu kişi ya da düşünce yoluyla ördüğü duvarlar arasında güvendeydi, şimdi var gücüyle kaleyi savunma zamanıdır.

Gerçekte, bu güvenli alan bir soyutlamadır. Bu, kendini soyutlamadır. Kendi gibi olan binlerce, milyonlarca insanı kapsayan bir soyutlamadır. Düşünce, ideoloji, inanç v.b. üzerinden süregelen bu süreç mekaniktir. Herkes aynı şeyi düşünür; bunun doğruluğuna inanır, onu savunur.

Diğerleri de kendi düşünce ve inanç kalıplarıyla buna karşılık verir. Sözünü ettiğim direnç, savunma her iki kanattan da en güçlü şekilde gelir. Çatışma, savaş, çözümsüzlük, insanlık tarihinin hiç bitmeyen acıları, işte bu sözde güvende olma isteğiyle ortaya çıkar.

Peki, bu güvende olma isteği neden ileri gelir?

Beyin Güvende Olmak İster

Beyin, temel olarak hayatta kalma ve en uygun işlevselliği sağlamak için güvende olmayı ister. Bu isteğin altında yatan nedenler biyolojik, psikolojik ve evrimsel temellere dayanmaktadır.

Beyin, bedenin iç dengesini korumak için çalışır. Güvende olmak, bedenin işlevlerini düzenli ve dengeli bir şekilde sürdürmesini sağlar. Korku ya da stres altında olmak bu dengeyi bozabilir ve sağlığı olumsuz etkileyebilir.

Homeostasis adı verilen denge durumu özünde, düzen ve güven ihtiyacımızdan doğar. Sorun şu ki bu mekanizma daha iyi koşullar var olduğunda bile her şeyi olduğu gibi tutmaya çalışır. Yaşamı daha iyi ya da daha kötü yapacak değişimler arasında ayrım yapmaz. Değişime tümden direnir.

Beynin güvende olma isteği, yaşamı sürdürme, iç dengenin korunması, mutluluk ve hoşnutluk duygusunun sağlanması, sosyal bağlanma, öğrenme ve stres yönetimi gibi birçok temel işlevi destekler. 

Bu nedenle, beyin güvende olmayı ister. Bu isteği, bireyin esenliğini ve yaşam kalitesini artırmak için çeşitli biyolojik ve psikolojik mekanizmalarla sürdürür.

Peki, beynin bu işlevleri yerine getirme görevi insanların ideolojilere, kişilere, inanç ve düşünce kalıplarına tutunmasına yol açmıyor mu?

Beynin güvenlik arayışı, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarla sınırlı kalmaz. Aynı zamanda sosyal ve kültürel bağlamda da kendini gösterir. İnsanların ideolojilere, kişilere, inanç ve düşünce kalıplarına tutunması; beynin güvenlik, anlam, aidiyet, kontrol ve stres yönetimi gereksinimlerini karşılamaya yönelik evrimsel ve psikolojik bir mekanizmadır. İdeolojiler ve inanç sistemleri, dünyayı açıklama ve olayları anlamlandırma çerçevesi sunar.

Bu mekanizma, bireyin karmaşık ve belirsiz bir dünyada kendini güvende hissetmesini sağlar ve sosyal uyumu artırır.

Beynin Güvenlik Arayışının Engelleyici Yönleri

Beynin güvenlik arayışı, insanın gelişimi, değişim ve dönüşüme açık olmasının önünde bir engel oluşturabilir. Bu durum, beynin belirsizlikten kaçınma ve var olan durumu koruma eğiliminden kaynaklanır.

  • Belirsizlikten Kaçınma: Beyin, belirsizlik ve risk içeren durumlarda stres ve kaygı hisseder. Değişim ve dönüşüm genellikle belirsizlikle birlikte gelir, bu nedenle beyin var olan durumu koruma eğilimindedir.
  • Alışkanlıklar ve Rutinler: Beyin, enerji tasarrufu yapmak için alışkanlıklar ve rutinler oluşturur. Bu, yeni alışkanlıklar geliştirme ve değişime uyum sağlama sürecini zorlaştırabilir.
  • Konfor Alanı: Güvenlik arayışı, bireyin konfor alanında kalma isteğini artırır. Konfor alanı, bilinen ve tahmin edilebilir olanla sınırlıdır. Bu da yenilik ve değişime karşı direnç oluşturur.
  • Bilişsel Tutarlılık: Beyin, var olan inançlar ve bilgilerle tutarlı olan bilgileri tercih eder. Bu, yeni ve değişik düşünceleri kabul etme sürecini zorlaştırabilir.

İnsanların kendi güvenli alanlarından çıkmakta bu kadar zorlanmalarının nedeni budur. Yeni alışkanlıklara uyum sağlamayı, yeni bir beceri öğrenmeyi ve yeni bir yaklaşım benimsemeyi zor bulur. Ancak, bu durum kesin bir engel ve yargı değildir.

İyi haber, bu durum yeniden ayarlanabilir ve değişime kucak açılabilir. Kötü haber ise, bu yeniden ayarlama süreciyle birlikte her zaman stres, acı ve bir ölçüde korku getirir.

Değişime ve Gelişime Açık Olmanın Yolları

Beynin güvenlik arayışı değişim ve dönüşüm önünde bir engel oluşturabilir; ancak bu engeller doğru koşullar ve yöntemlerle aşılabilir. Beyin değişime ve gelişime daha açık duruma getirilebilir. Böylece, güvenlik gereksinimi ile gelişim isteği dengelenebilir ve birey hem güvenli hem de gelişime açık bir yaşam sürebilir.

İnsanın değişim ve gelişime açık olabilmesi için gereksindiği birincil öge, “Farkındalık” ve onu besleyen bir dizi yetenek ve beceridir.

Beyin (Neden) Güvende Olmak İster

Farkındalık, bireyin kendi içsel dünyasını ve çevresini daha iyi anlamasını sağlar. Bu ögeler, bireyin otomatikleşen ve koşullanan tepkilerini aşarak, bilinçli ve amaçlı bir şekilde değişim ve dönüşüme açık olmasını sağlar.

İşte bu süreci destekleyen temel ögeler:

1. Farkındalık (Mindfulness)

Farkındalık, kişinin anı bilinçli ve yargısız bir şekilde deneyimlemesi ve gözlemlemesidir. Bu, bireyin düşünce, duygu ve davranışlarını daha iyi anlamasına ve otomatik tepkilerin ötesine geçmesine yardımcı olur. Kişinin değişim gereksiniminin ayırdına varmayı ve var olan durumu sorgulamayı sağlar.

2. Kendini Yansıtma ve İçsel Konuşma

Kendini yansıtma, bireyin kendi deneyimlerini, değerlerini ve hedeflerini düzenli olarak gözden geçirme sürecidir. İçsel konuşma ise, bu süreçte kişinin kendisiyle dürüst ve açık bir şekilde iletişim kurmasıdır.

3. Eleştirel Düşünme

Eleştirel düşünme, var olan inanç ve varsayımları yargılamadan sorgulama, değişik bakış açılarını değerlendirme ve mantıklı sonuçlar çıkarma yeteneğidir. Bu, yeni bilgi ve deneyimlere açık olmayı sağlar.

4. Merak ve Açık Görüşlülük

Merak, yeni bilgileri ve deneyimleri keşfetme isteğidir. Açık görüşlülük ise ayrımlı görüş ve yaklaşımları kabul etme ve değerlendirme yeteneğidir. Bu, bireyin değişime ve dönüşüme kucak açmasını sağlar.

5. Kişisel Yönetim ve Empati

Kendi duygularını ve başkalarının duygularını anlama, yönetme ve etkili bir şekilde kullanma yeteneğidir. Bu, değişim süreçlerinde duygusal tepkileri yönetmeyi kolaylaştırır.

6. Esneklik ve Uyum Yeteneği

Esneklik, beklenmedik durumlara uyum sağlama ve değişim karşısında esnek olma yeteneğidir. Bu, bireyin yeni koşullara hızlı ve etkili bir şekilde uymasını sağlar.

7. Kararlılık ve Motivasyon

Değişim ve gelişim süreçleri sabır ve kararlılık gerektirir. Bireyin içsel motivasyonu ve belirlediği hedeflere ulaşma isteği, bu süreçte önemli bir rol oynar.

8. Sosyal Destek ve İlişkiler

Destekleyici sosyal ilişkiler, bireyin değişim ve gelişim süreçlerinde önemli bir destek kaynağıdır. Bu, motivasyonun sürdürülmesine ve zorlukların üstesinden gelinmesine yardımcı olur.

9. Stres Yönetimi ve Kendine Şefkat

Stres yönetimi, bireyin değişim süreçlerindeki stres ve kaygıyı etkili bir şekilde yönetme yeteneğidir. Kendine şefkat ise, bireyin kendisine karşı anlayışlı ve destekleyici olmasıdır, bu da değişim sürecinde kişisel motivasyonu artırır.

Sezginin Değişimdeki ve Gelişimdeki Etkisi

Sezginin farkındalık, eleştirel düşünme, merak ve diğer yeteneklerle birlikte, bireyin değişim ve gelişim süreçlerinde önemli bir etkisi vardır. 

Sezgiyi geliştirerek, bireyler bilinçli düşünmenin ötesindeki bilgilere erişebilir, daha hızlı ve doğru kararlar alabilir ve belirsizliklerle daha etkili bir şekilde başa çıkabilirler. Bu, insanın mekanikleşen ve koşullanan tepkilerini aşmasına ve daha bilinçli, yaratıcı ve esnek bir yaşam sürmesine yardımcı olur.

Sezgiyi geliştirmek, farkındalık ve diğer yeteneklerle birleştiğinde, bireyin değişim ve dönüşüm süreçlerine daha açık ve hazırlıklı olmasını sağlar.

Son Söz

Beyin, deneyimler, anılar, üzüntüler, korkular, bilgiler ile dolu bir depodur. Düşünce de budur. Böylece koşullanır. Beynin işlevi; bütünüyle yaşamı güvence altına almaktır Yoksa işlevini yerine getiremez. Böylelikle, çevresine inanç, ideoloji, saygınlık, güç, konum gibi duvarlar örer. Bu duvarları bütünüyle güvende olmak için örer. 

Beyninizin nasıl çalıştığını hiç gözlemlediniz mi? Eğer gözlerseniz; korku, kaygı, stres anları dışında onun iyi ve mantıklı işlediğini anlarsınız. Onun tümüyle güvende olduğu zaman böyle çalıştığını bilirsiniz. Böylelikle sonuç, güvenlik olur. 

Korku nedeniyle enerji bir inanca, bir sonuca bağlanır; bu “Benim güvenliğim” haline gelir. Bu inanç, bu sonuç bir yanılsama, bir saçmalık olabilir, ancak o benim güvenliğimdir. Dolayısıyla insan, bir inançta ya da öfkeli davranışlar içinde güven bulabilir. Öfke de bir korunma biçimidir.

Beyin (Neden) Güvende Olmak İster

Beyin yalnızca özgür olduğunda, bütün bir güven içinde işleyebilir. Bir inançta, bir sonuçta, herhangi bir kişide, bir toplumsal yapıda, bir korunma -güven- olmadığını görmek gerekir.

Bütün bunları bıraktığımızda güvende olabilir miyiz? Görmek, sezgili olmaktır. Bu benim güvenliğimdir. Bundan dolayı hiçbir zaman korkuya kapılmayız.

“Hay elim kırılsaydı da …” İnsanın davranışının sonucunu gördükten sonra yaşadığı pişmanlıkları bu sözle anlatması, suçluyu ve suçu başka yerde araması.

Oysa, beyin güvende olmak ister.

Yaptığı yanlışların, yaşadığı olumsuzlukların nedeni olarak elini suçlayanlar için bunu bilmek bir şeyleri değiştirir mi?

Başarıyı ve benzer olumlu durumları beynin tıkır tıkır çalışmasına bağlayanlar da düşüncenin otomatikliğini kabul edebilir mi?

Oysa beyin organı bize ne oyunlar etmektedir. Tüm insanlığın gelişimini teknoloji, sanat, bilim üzerine kurması insanın “düşünce ötesine” geçememesine yol açmıştır.

Beyin neden güvende olmak ister?

Bu sorunun yanıtı, farkındalık ışığını yanımıza alarak her şeyin doğasını kavrayabildiğimizde doğal olarak ortaya çıkacaktır. Olağanüstü bir biçimde ancak o zaman yaşamak için özgür oluruz.


Daha çok farkındalık ve esenlik yaymak için bu yazıyı paylaşın:



Elçin Oltulu Şahin

– İyi Hissedenler Kulübü

Diğer düşünce bükücülerin düşüncelerini esnetmesine (ve daha iyi hissetmesine) yardımcı olan ücretsiz bültene katılın.


Dağınık Zihnini Topla

– Başlangıç Kiti

Zihnini toparlamak ve düşünsel esnekliğin ilk adımlarını atmak isteyen herkes için uygulamalar ve yönlendirmeler içerir.

“Nasıl düşündüğünü” görmek için bir başlangıç.

Bu başlangıç kiti, sizi yeni biri yapmaz. Ancak kim olduğunuzu açıkça görmeye başlarsınız. Zihninizdeki gürültünün farkına vardıkça, neyi neden yaptığınızı anlama kapasiteniz güçlenir ve içsel bir duruluk doğar.

  • Zihninizdeki dağınıklığı sadeleştirirsiniz.
  • “İyi hissetmeyi engelleyen kalıpları” açıkça görürsünüz.
  • Karar verme, problem çözme ve yaratıcı düşünme alanı açılır.
  • Günlük yaşamda sürdürülebilir, sonuç odaklı bir pratik kazanırsınız.

Üstelik ücretsiz.


Yorumlar

Yorumunuzu paylaşın

Elçin Oltulu Şahin

- İyi Hissedenler Kulübü

Diğer düşünce bükücülerin düşüncelerini esnetmesine (ve daha iyi hissetmesine) yardımcı olan ücretsiz bültene katılın.

Okumaya devam et