Olaylar karşısında öncelikle şunu yaparız: Durumu gözümüzün gördüğü, kulağımızın işittiği gibi değerlendiririz. Duyularımızın söyledikleri; algımızın engellere takılmadan bize ulaşması ve bunu zihnimizin nasıl biçimlendirdiği ile ilgili. Bu engel “düşünce” olunca, düşünceye tutunmanın zihinsel tutulmaya dönüşünü farkında olmadan bir film senaryosu gibi izlemeye başlarız.
İnsan bir düşünceye tutunduğunda gerçeği olduğu gibi göremez. Bununla da kalmaz, nedeni yanlış yerde arar. Denklemi çözmeye çalışırken yanlış yerden başlarsanız, sonuç yanlış çıkar. Bu yanlışın sonucu acı olur.
Mevlâna, bunu bize duvar ve çivinin ilişkisi üzerinden çok iyi açıklıyor:
Duvar çiviye; ‘Ne diye beni deliyorsun, incitiyorsun’ dedi. Çivi de ona, ‘Beni çakana bak.’ diye yanıt verdi.
Duvar, onu incitenin çivi olduğunu varsayıyor; çünkü ona değen, dokunan -acı veren- çivi. Çiviye bakarken çekici ve onu tutan eli görmüyor. Görünenin arkasındaki gerçeği olduğu gibi görememesi, ayırmayı seven zihnimizin bir oyunu.
İşte, çivinin duvarı inciten, ona acı veren olduğunu sanmak; düşünsel tutunmadır.

Neden sonucu doğurur ve sonuç nedenin izini taşır. Nedenleri sonuçlardan ayıramayacağımız gibi, sonuçları da nedenlerden bağımsız göremeyiz. Yoksa, çiviyi görür, asıl acı verenin çekiç ve onu tutan el olduğunu görmeden acıyı süreklileştiririz.
Başlıklar
Buda ve Mevlâna’nın Ortak İçgörüsü
Mevlâna ve Buda, aralarında yaklaşık 1800 yıl olsa da evrensel bilgeliğe götüren içgörüleri ile bizleri şaşırtmaktadır.
Birbirine Bağlı Ortak Doğuş (Pratītyasamutpāda), Buda’nın kendi içine dönerek gerçeği olduğu gibi görme içgörüsüyle, neden-sonuç ilişkisini açıklayan öğretidir. Ancak; bizim anladığımız anlamda nedeni ve sonucu birbirinden ayırmaz. Nedenin sonucu doğurduğunu değil, neden ve sonucun birlikte var olduğunu anlatır. Her şey birden çok nedenin ve koşulun sonucudur.
Bu var olduğunda, şu var olur. Bunun ortaya çıkışıyla, şu ortaya çıkar. Bu olmadığında, şu da olmaz. Bunun ortadan kalkmasıyla, şu da ortadan kalkar.
– Buda
Bu formül, denklemi çözmeye giden doğru yolu gösterir. Doğru yolun sonucu; acının karanlığı değil, yolun aydınlığı olur.
Doğaya bakarak masanın, kalemin, çiçeğin, ekmeğin var oluşunu görebilir misiniz?
Bir ekmeğin var olabilmesi için un, su, tuz, maya, fırın, usta gibi birçok neden gerekir. Bu nedenlerin her birinin olması için de başka nedenler olmalıdır. Un için; toprak, tohum, buğday, güneş ışığı, yağmur ve dahası gerekir. Bunların her biri, karşılığında başka koşulları getirir.
Yağmurun var olması için bulutun, bulutun var olması için su buharının olması gibi. Böylece hiçbir şeyin dışarıda kalmadan ve her şeyin bir araya gelerek başka bir şeyi oluşturduğunu görebiliriz.
Bir sonucun doğması için bir neden yetmez. Bir neden, aynı zamanda bir sonuç da olabilir. Her sonuç da, başka bir şeyin nedeni. Neden ve sonuç birbirine bağlı var olur.
Nedenleri ve sonuçları, birbirinin içinde ve birlikte var olduğunu görerek yaşayabilir miyiz? Bunu gördüğümüzde, Birbirine Bağlı Ortak Doğuş ile ilgili bir içgörü elde etmeye başlarız. Bu Doğru Görüş’tür.
Doğru Görüş, her şeyin birbirine bağlı olarak ve birlikte var olduğunu görebilme üzerine kurulabilir. Önce neden olur sonra sonuç ortaya çıkar görüşü, doğru anlayış değildir. Buda’nın formülünü çözümleyecek olursak;
Neden var olduğunda, sonuç var olur. Nedenin ortaya çıkışıyla, sonuç ortaya çıkar. Neden olmadığında, sonuç da olmaz. Nedenin ortadan kalkmasıyla, sonuç da ortadan kalkar.
Bu, birbirine bağlı ancak doğrusal olmayan zincirin halkalarının çok dallı ve bir ağ gibi örüldüğünün göstergesi. Bir ağacın yaprakları beslemesi gibi yapraklar da ağacı besler. Nedenlerin ve sonuçların birbirini beslemesi de buna benzer.
Bu yapıyı göremememizin nedeni; Buda’nın acının nedeni olarak gördüğü cehalete (Avidya) dayanır.
Yazarın Notu: Bağlı varoluşu öğrendiğinize göre; cehaletin tek neden olmadığını, onu besleyen ve onun beslediği başka bağlantıların olduğu içgörüsüne ulaştığınızı biliyorum. Konunun daha odaklı kalması için şimdilik burada bırakıyorum.
Acı; tutunduğumuz, kapıldığımız her bir duygudan, düşünceden ve bunların yarattığı yargı, karar, kanı oluşumlarının sonucudur. Acı olan şeyleri görüp onlarla aramıza mesafe koymadan, bizi acı çekmeye götüren o yoldan dönmeden; ondan kurtulamayız.
Doğru Görüş olmadan; olayların ardındaki nedenleri göremeyiz. Acının doğuşunu ve kaynağını göremeyiz. Ondan kurtuluşu (çözüm yolunu) bulamayız. Doğru Görüş olmadan; Doğru Düşünme, Doğru Konuşma, Doğru Eylem ve yolun diğer katmanları doğru olmaz.
Unutmadan
Mevlâna ile Buda’nın anlayışı, aralarında 1800 yıl fark olmasına karşın nasıl aynı olabiliyor?
Düşünce Esnetme Sanatı’nın odaklandığı zihinsel esneklik, tam olarak bu bakış açısıyla filizlenir: Duvarın acısının nedenini çivi sanan anlayışını, Buda’nın neden-sonuç formülüyle dönüştürmek. Acıyı ve kaynağını görerek zihni ve düşünceyi tüm tutunmalardan kurtarabileceğimizi göstermek istiyorum.
Çünkü zaman ve coğrafya değişse de zihnin işleyişi ve yanılsamaya kapılma biçimi değişmiyor. Her iki öğreti de insanı yüzeysel olana takılıp kalmaktan kurtarıp yalın bir gerçekliğe davet ediyor: Acının kendisiyle savaşmak yerine, onun kaynağı olan kök nedeni görmek.
Günlük yaşamın karmaşasında çoğu zaman duvarın konumundayız. Zihnimize batan her kaygıyı, öfkeyi ya da yetersizlik duygusunu kesin bir gerçeklik sanıp o “çivi” ile mücadele ediyoruz. “Bu düşünce neden canımı yakıyor?” diye soruyor, bize acı veren şeyin doğrudan o düşüncenin ya da dışsal olayın kendisi olduğuna inanıyoruz. Oysa çivi kendi kendine duvara saplanmaz; o yalnızca bir sonuçtur.
Buda’nın nedensellik ilkesi tam bu noktada zihnimizi aydınlatır:
“Bu var olduğunda, şu var olur… Bunun ortadan kalkmasıyla, şu da ortadan kalkar.”
Zihne saplanan her bir düşünce ya da otomatik yorum (çivi), görünmeyen daha derin bir kaynağın (çiviyi çakanın) ürünüdür. Çiviyi çakan; geçmişten taşıdığımız yargılar, yetersiz görünme korkumuz, belirsizliği kontrol etme tutkumuz ya da onaylanma ihtiyacımız olabilir. Çakma eylemi ise, zihnin bu derin koşullanmalar doğrultusunda olayları anında ve otomatik olarak anlamlandırmasıdır.
Yalnızca çiviye odaklandığımızda, onu söküp atmak ya da bastırmak için çabalarız. Oysa çiviyi çakan alt inanç ve yargı kalıpları fark edilmediği sürece, zihin kendine saplayacak yeni çiviler bulmakta gecikmez.
Son Söz
Çözüm, çiviyle kavga etmekte değil; çiviyi çakanı fark etmekte yatar.
Rahatsız edici bir düşünce zihne yerleştiğinde, ona tutunmak ya da ondan kaçmak yerine Buda’nın yalın formülünü anımsamak gerekir:
“Şu an bu yorumu üreten derin neden ne?”
Nedeni fark edilen bir düşünce, gücünü yitirir. Zihni tüm tutunmalardan arındırmak; düşünceleri tümüyle yok etmek değil, onların arkasındaki kök nedeni şefkatli bir farkındalıkla gözlemleyebilmektir.
Çiviyi çakan eli gördüğümüzde, düşünce yalnızca bir yorum olarak kalır; zihni delip geçen bir acıya dönüşmez.



Yorum Yapın