Soru Sormanın Ötesi: Aklı Aşıp Yaşamla Farkındalık Bağı adlı yazımda, soru sormanın akıl tarafından durdurulamaz bir süreç olduğunu; ancak soru soran aklın sorulara yanıt bulma konusunda başarılı olamadığından söz etmiştim. Sözü yine dönüp dolaşıp bir soru ile bitirmiştik:
Aklın ve zihnin sınırları olmadan yaşamla nasıl bağ kurulur?
Nedeni ararken kısmen başarılı olabilen aklımızı, bizi sonuca götürecek olan yanıtları vermekte yetersiz bırakan o görünmez güç; zihnin tutulmalarıdır.
Tutunduğumuz bir düşünce olarak, “başarı”yı ele alalım.
“Başarılı olmalıyım” düşüncesi gerçekte, “Başarısız olmak istemiyorum” düşüncesinin bir yansımasıdır.
“Mutlu olmak istiyorum”, “Mutsuzum” ya da “Mutsuz olmak istemiyorum” demektir.
“Öz güvenli olmalıyım” dediğinizde, “Öz güvensiz biriyim” demektesinizdir.
Olumsuz olan anlatımı başa aldığınızda sonucu değiştirmez, olumlu olanı nitelemiş olursunuz.
Demek istediğim; öyle ya da böyle bir tutunma yaşarsınız: Başarı – başarısızlık, mutluluk – mutsuzluk, öz güvenli – öz güvensiz. Bunların hepsi zihnin sınırları içinde düşünen aklın bir çözüm bulamamasının sonucudur. Düşünceye tutunma, yaşamın ortada olduğu gibi duran yalın gerçekliğini görmeyi engeller. Yaşamla bağ kurmak dediğimde, aslında bu gerçekliği kaçırdığımızı söylemek istiyorum.
Öyleyse; zihnin sınırlarını aşmanın, “ya o ya bu” ikiliğine tutunmayı bırakmanın bir yolu var mı?
Evet, bir yol var. Bunu söylerken, “İstersen yaparsın, her şey senin elinde” diyen popüler kişisel gelişim kitaplarının pembe gözlüklerini takmıyorum. Faturaların biriktiği, ilişkilerin çıkmaza girdiği, sabah yataktan kalkmanın bir yük olduğu o sert gerçek yaşam var, biliyorum.
Bu bir ders ya da sihirli bir formül değil; zihnin sizi nasıl kendi kurduğunuz tuzağa hapsettiğini apaçık gösteren bir ayna, bir kılavuzdur.
Başarı – başarısızlık, mutluluk – mutsuzluk, öz güvenli – öz güvensiz olma durumları, yaşamın kaçınılmaz gerçekleri gibi görünür. Ancak bu yolun özü, asıl acının bu durumların kendisinden değil, zihnimizin bu kutuplara tutunmasından ve onları kalıcı sanmasından kaynaklandığını söyler. Bu, Buda’nın Soylu Sekiz Katlı Yolu’dur. Ya da kısaca; Düşünce Esnetme Sanatı çerçevesinde “Esenliğe Giden Yol” diyebilirsiniz.
İşte bu zorlu yaşamda, zihninin sınırlarını bu öğretiyle nasıl esnetebileceğimizi görelim.
Başlıklar
1. Başarı ve Başarısızlık – Doğru Görüş ve Doğru Yaşam
Yaşam bizi sürekli bir yarışa zorluyor. Bir projede istediğimiz sonucu alamayınca ya da hedeflediğimiz parayı kazanamadığımızda zihnimiz hemen bizi “başarısız” ilan eder.
Zihnin Çıkmazı:
Başarıyı mutlak bir kazanç, başarısızlığı ise yok oluş olarak görürsünüz. Bu yüzden sürekli kaygı içinde yaşarsınız.
Yolun Bilgeliği:
Doğru Görüş, her şeyin geçici ve birbirine bağlı olduğunu fark etmektir. Bugünün büyük başarısı yarının sıradanlığı, bugünün başarısızlığı ise yarının deneyimidir.
Doğru Geçim ise odağını “sonuçtan” (ne kadar kazandım, nasıl alkışlandım) “eyleme” (bu işi yaparken ne denli dürüst, adil ve etik davrandım) kaydırır. Sonucu kontrol edemezsiniz ancak eylemi kontrol edebilirsiniz. Sonuca tutunmayı bıraktığınızda, başarısızlık duygusu altında ezilmezsiniz.
2. Mutluluk ve Mutsuzluk – Doğru Çaba ve Doğru Farkındalık
“Mutlu olmalıyım” baskısı, günümüz insanının en büyük mutsuzluk kaynağıdır. Mutsuz anları bir şanssızlık, aksaklık gibi görür, hemen kurtulmaya çalışırız.
Zihnin Çıkmazı:
Mutluluğu dış koşulların varlığına bağlarsınız. (ev, araba, iyi bir eş) Onlar gidince ya da eksilince mutsuzluk girdabına girersiniz. Zihin sürekli geçmişin pişmanlığı ya da geleceğin kaygısıyla meşguldür.
Yolun Bilgeliği:
Doğru Farkındalık, bir mutsuzluk, hüzün ya da hayal kırıklığı olsa bile şimdiki deneyimi yargılamadan izlemektir. “Şimdi mutsuzum ve bu da geçici bir duygu” diyebildiğinizde, o duyguyla savaşmayı bırakırsınız.
Doğru Çaba ise zihninde sürekli olumsuz senaryolar üreten mekanizmayı fark edip, o düşünce zincirini beslemeyi reddetmektir. Mutsuzluğa tutunup onu bir kimlik durumuna getirmediğinizde, dalgalı bir denizde batmayan bir gemi gibi olursunuz.
3. Öz Güvenli ve Öz Güvensiz – Doğru Niyet ve Doğru Konsantrasyon
Modern dünya sizi bir gün dünyanın efendisi gibi hissettir (öz güven patlaması), ertesi gün tek bir eleştiriyle yıkıma uğratabilir. (öz güvensizlik)
Zihnin Çıkmazı:
“Ben kimim?” sorusuna zihninizdeki sahte etiketlerle yanıt ararsınız. Güçlü görünmeye çalışmak zihni yorar; yetersiz hissetmek ise bitirebilir.
Yolun Bilgeliği:
Doğru Niyet, egoyu beslemekten (herkesten üstün olma isteğinden) ve kendine zarar verme eğiliminden vazgeçmektir. Öz güven ya da güvensizlik, “ben” algısının oyunlarıdır.
Doğru Konsantrasyon sayesinde zihnini bu yapay kutuplardan uzaklaştırıp dinginleştirdiğinde, aslında ne övgülerin getirdiği o kibirli öz güvene ne de yergilerin getirdiği o yıkıcı öz güvensizliğe ihtiyacınız olmadığını görürsünüz. Olduğunuz durumun ham ve net gerçekliğiyle kalırsınız.
Bu Yol Neden Uygulanabilir?
Sizden bir mağaraya kapanıp dünyadan elinizi eteğinizi çekmeniz istenmiyor. Tam tersi, sabah otobüse bindiğinizde, yöneticiniz size kızdığında ya da kirayı ödeyemediğinizde zihnin içine bakmanız isteniyor.
Yaşadığınız çıkmaz, zihninin o zorluğa karşı ürettiği “Neden ben? Bu hiç bitmeyecek, ben yetersizim” gibi düşünce kalıplarına körü körüne tutunmasıdır. Bu yol, dış dünyayı değiştirmeyi vadetmez; dış dünyanın sizi yıkma gücünü elinizden alır.
Unutmadan
Doğru (samyag) sözcüğü tam, eksiksiz ya da en yüce en üstün anlamlarına gelen bir sözcük. Doğru olarak çevrilmesi onun ahlaki bir yargı içermesi değil, dilin olanakları nedeniyledir.
Son Söz
Aklın sorular üreterek çıkış aradığı ancak yine akıl eliyle kurulan kutuplara sıkışıp kaldığı bu döngü, modern insanın en sessiz ve en derin çaresizliğidir. Başarı ile başarısızlık, mutluluk ile mutsuzluk ya da öz güven ile öz güvensizlik arasında kurulan keskin duvarlar; yaşamın akıp giden, o anki yalın gerçekliğiyle sahici bir bağ kurmamızı engeller.
Oysa asıl konu ne kusursuz bir zihin konforuna ulaşmak ne de dış dünyadaki sert fırtınaları tümüyle dindirmektir. Sorun, zihnin en sıkışık anlarında bile ürettiği o otomatik düşünceye tutunma refleksini fark edebilmek ve aklın sınırlarını esnetebilmektir.
Buda’nın köklü öğretilerinin ışığında, Düşünce Esnetme Sanatı çerçevesinde biçimlenen bu yol; ne bir kaçış reçetesi ne de pembe masallardır. Faturaların ödendiği, belirsizliklerin kapıda beklediği, ofis masalarının ya da yaşamın getirdiği baskıların ortasında geçerli olan tek gerçek pusuladır: Zihnin seni kendi kurduğun tuzağa hapsettiğini görebilmek.
“Yaşam, çevresel koşulların sizi ne kadar sarstığıyla değil, zihninizin o sarsıntıya hangi kutuptan tutunduğuyla ilgilidir. Kutupları bırakın; geriye yalnızca eylemin sorumluluğu, anın farkındalığı ve yaşamın kendi akışı kalır.”
Çünkü zihnin tutulmalarını çözmek, dünyayı değiştirmekle değil; dünyanın sizi içeriden yıkma gücünü elinden almakla başlar. Soru sormak aklı uyandırır; ancak aklı aşmak, yaşamla kelimelerin ve etiketlerin ötesinde doğrudan karşılaşmayı seçmektir.
Düşünme Durağı
Zihninizin en çok hangi ikiliğe (başarı – başarısızlık, mutluluk – mutsuzluk, öz güven – öz güvensizlik) sıkıştığını hissediyorsunuz?
O alandaki günlük bir tıkanıklığı paylaşın, bu öğretiyi tümüyle o duruma indirgeyerek inceleyelim.



Yorum Yapın